Likidite (nakit) mi, kârlılık mı?

Onur ÇELİK – YMM/Bağımsız Denetçi

Bilindiği üzere muhasebenin temel ilkelerinden birisi dönemsellik diğeri ise tahakkuktur. Dönemsellik kavramı işletmenin sınırsız olarak kabul edilen ömrü belli dönemlere ayrılması, her dönemin faaliyetleri birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmek suretiyle, her dönemin gelir ve giderini birbiri ile karşılaştırarak o döneme ait kâr ya da zarar rakamının bulunmasını ifade etmektedir.

Tahakkuk ilkesi ise, gelir ile giderlerin elde edildikleri ya da yapıldıkları anda gerçekleşmiş sayılması ve bunlarla ilgili dönemin finansal tablolarında yer almasıdır. Tahakkuk esasına göre gelir ya da giderin miktar ve mahiyet olarak kesinleşmiş olması yeterlidir. Yani gelir ya da giderin kısmen ya da tamamen tahsil edilmesi ya da ödenmesi, tahsil esasının aksine, tahakkuk esasında şart değildir.

Gelir ve giderlerin tahakkuk esasına göre muhasebeleştirilmesi, gelir ile karların da aynı döneme ait maliyet, gider ve zararlarla karşılaştırılmasını zorunlu hale getirmekte, böylece dönemsellik ilkesi ile tahakkuk ilkesi bütünleşmektedir.

Mali tabloların tahsil esaslı değil de tahakkuk esaslı düzenlenmesinin en önemli sonucu kar ya da zarar tutarının, her zaman dönem sonunda elde edilen nakit miktarına eşit olmamasıdır. Bu nedenle nakit pozisyonunun takibi bakımından nakit akım tablosunun hazırlanması ve sıkı bir şekilde takibi önem kazanmaktadır.

Nakit akım tablosu, bir işletmede, ilgili faaliyet dönemi içinde gerçekleşen nakit işlemlere ilişkin durumu açıklamaya yarayan mali nitelikteki tablodur. Söz konusu tablo sayesinde, işletmenin ilgili dönem içindeki nakit giriş – çıkışlarını görmek ve bu kaynakların nerelerde kullanıldığını takip etmek mümkün olmaktadır. Daha da önemlisi, işletmenin nakit yaratma gücünü görmesine ve gelecek zaman dilimleri içerisindeki nakit ihtiyacına yönelik planlama yapabilmesine olanak sağlamaktadır.

Faaliyet ve nakit döngüsü

İşletmelerin sahip olduğu nakdin, hammadde stoklarına, yarı mamule, mamule ve alacaklara dönüşerek tekrar tahsil edilebilir hale gelme sürecine faaliyet döngüsü, nakitten tekrar nakde dönüşünceye kadar geçen süreye ise de nakde dönüşüm süresi denir. Nakit dönüşüm süresi hesap edilirken, faaliyet döngüsü için geçen süreden, işletme borçlarının ödenmesi için geçen sürenin çıkartılması gerekmektedir.

İşte bu nedenle, şirketlerin “satış hacmimiz oldukça yüksek seyrediyor ” şeklinde düşünmesi sağlıklı bir finansal yönetim için yeterli olmamaktadır Nitekim yüksek cirolar elde etseniz, üstelik karlılığınızda çok iyi olsa dahi, gelirlerinizi elde edeceğiniz vadeler ile yükümlülüklerinizin vadeleri arasında uyumsuzluk mevcut ise (time mismatch) likidite riskine maruz kalırsınız.
Örnek vermek gerekir ise; Demirbank 2000-2001 yılları arasında faiz oranlarındaki düşüşleri fırsat olarak değerlendirmiş ciddi düzeyde DİBS (bono) satın almaya başlamıştır. Hatta söz konusu bonoların finansmanının bir bölümünü gecelik piyasadan (over night) borç alarak gerçekleştirmiştir. Bu sayede faizler düştükçe de elinde bulundurduğu yüksek faizli bonolar sayesinde büyük miktarda kâr elde etmiştir.

Ancak, Anayasa kitapçığı ile başlayan 2001 ekonomik kriziyle gecelik borçlanma maliyetlerinin zirve yapması ve akabinde yaşanan likidite kuraklığı nedeniyle, hali hazırda eldeki mevcut düşük faizli bonolar için bulunması gereken finansman tutarının maliyeti de oldukça yükselmiştir. Yüksek kaldıraç oranları ve kısa vadeli finansman kaynakları ile yakalanan yüksek kârlılık düzeyi piyasada yaşanan likidite darlığında Demirbank’ı kurtaramamış, vadesinde yerine getiremediği yükümlülüklerinin tutarı öz sermayesini dahi aşarak bankayı iflas noktasına taşımıştır.
Yaşanılan bu acı tecrübe göstermektedir ki, kârlılık rasyoları kadar likidite ve borçluluk rasyolarına (özellikle kısa vadeli borçlar) odaklanmayan işletmeler kriz veya finansal darboğaz yaşanılan günlerde çok zor duruma düşmektedirler.

Sonuç;

Küresel piyasalarda likiditeye erişimin zorlaştığı, finansman maliyetlerinin arttığı ve ülke olarak kendi iç dinamiklerimiz çerçevesinde yaşadığımız son ekonomik dalgalanma sürecinde, birçok işletmenin başta kur ve likidite riskini iyi yönetememesi, nakit akışlarının bozulmasına, akabinde ise peşi sıra konkordatolar ve iflaslar ile sonuçlanmasına neden olmuştur. Piyasada likidite bolluğu var iken yüksek kârlılığın keyfini çıkartan işletmeler, ekonomik dalgalanmayla beraber ciddi finansal stresler yaşamıştır. Bir nevi nakit altınsa, kârlılığın gümüş olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalmışlardır.

Değerli iş insanlarımızdan bir olan Üzeyir Garih’in varlıklar ve kârlılık kadar nakit akışının önemine ilişkin dikkat çektiği bir sözü ile yazımıza noktayı koyalım. “Biz iş adamları, elinde üç top oynayan cambazlar (jonklör) gibiyiz. Bu toplardan iki tanesi lastik top (satışlar ve kâr), biri de camdan kristal bir toptur (nakit akışı). Lastik toplar yere düşse de, tekrar yükselir ve yeniden tutabiliriz ama kristal top yere düştüğünde kırılır ve oyun biter.“

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir